Mar 11

Örnekli Diyabet Diyeti

Gönderen cemheper

ŞEKER DİYETİNDE ÖNERİLEN  VE  ÖNERİLMEYEN GIDALAR

            Şeker hastaları için önerilen diyetlerde; düşük glisemik indeksli, bol lifli kompleks karbonhidratlar, alfalipoik asit, omega3 ve 6 yağ asitleri içeren diyet planlarında yer alırlar.

Glisemik indeks, gıdaların kan şekeri yükseltici etkilerine verilen ad olup, bir gıdanın glisemik indeksi ne kadar düşük olursa,  bu gıda yendikten sonra oluşan şeker yükselmesi de  o kadar az olur.

Bilimsel çalışmalar, gıdaların içerdiği lifler veya başka bir deyimle posası ne kadar fazla olursa, bunların şeker hastalığının önlenmesi veya ilerlemesinin engellenmesinde o kadar yararlı olduğunu ortaya koymuştur. Gıdadaki lif miktarı arttıkça, sindirimi yavaşlar, içerdiği şekerlerin emilimi de yavaşlar, böylece kan şekeri yükselmesi fırlama tarzında olmaz ve insülin salınımı daha sağlıklı ve yeterli hale gelir. Bu nedenle şeker hastalarının şekerli gıdalar gibi rafine karbonhidrat içeren gıdalar ile yüksek oranlarda yağ içeren gıdalardan uzak durmaları önerilmektedir.

Bol posalı gıdaların başlıcaları; sebzeler, salatalar, domates,  yulaf ezmesi, tam tahıl-buğday ürünleri, kuru baklagiller ve kuru sebzeler, kereviz, kuru domates gibi gıdalardır.

Alfalipoik asit vitamin benzeri bir antioksidan olup, şekerin hücreye girişini kolaylaştırıp, şeker hastalığına bağlı sinir tahribatını azaltabilmektedir. 

Omega-3 (balık yağı) damar sertliğine ve tıkanmalarına karşı olumlu etkileri vardır. Omega-3 yağ asitleri trigliserid yüksekliğinin azaltılmasında da  ilaç olarak önerilmektedir. Bu nedenle, şekerlilerin sofralarında balık ve balık ürünlerinin yer alması önerilmektedir.

Omega-6 yağ asitleri şeker hastalığına bağlı sinir tahribatının oluşmasını önlemede yararlı olabileceği bildirilen maddelerden biridir.

Şeker hastalarının  yememesi gereken bazı gıdalar vardır. Bunların başlıcaları;  alkol, rafine ve basit karbonhidratlar, yağlı ve tuzlu gıdalardır. Rafine ve basit karbonhidratların başlıcaları, şeker, sükroz, glukoz, fruktoz, pirinç, beyaz ekmek, tatlılar, bal, mısır şurubu gibi gıdalardır.

Alkol karaciğerinizin görevlerinde aksamalara, kalp riskinizde artışa ve devamlı kullanıldığında karaciğerde tahribata yol açar. Şeker ilaçlarınızla etkileşerek istenmeyen etkilerin oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle şeker hastalarının alkolden kaçınması veya olabildiğince az miktarda kullanması önerilmektedir. (Bkz.www.cemheper.com)

Şeker hastaları diyetlerinde kolesterole çok dikkat etmelidirler. Katı yağlar, margarinler ve kolesterolden zengin yağlı etler ve yumurta sarısı gibi gıdalar kalp damar sağlıkları için zararlıdır. Günlük kolesterol alımlarının 200mg’ın altında tutulması önerilmektedir.

Bazı diyet önerisi örneklerini burada sizlere sunmakla berber, bunlara ihtiyacı olan okurların mutlaka bir diyetisyene başvurmasını öneriyorum. Çünkü her hasta için ona özel bir diyet ve diyet eğitimi gerekmekte olup, klinik diyetisyenler bu işi en iyi yapan meslek grubunu oluşturmaktadır. Olanağı olan hastaların bu nedenle, bir diyetisyenle konuyu ele almasını öneriyor, ve daha da iyisi, devamlı bir diyetisyenlerinin olması gerektiğine inanıyorum.

1200 kcal. Diyabetik diyet

SABAH:

Şekersiz ıhlamur, adaçayı, biberiye çayı, kekik çayı, su veya benzeri bir içecek (istediğiniz kadar)

Bir dilim yağsız peynir, veya 1 bardak yoğurt veya süt, veya 2 katı yumurta akı (sarısını tüketmemeniz yararlıdır)

Taze, yağ konmamış domates, salatalık, marul, yeşil salata

Bir dilim tam buğday ekmeği

ARA (10:00-11:00):

 1 porsiyon meyve,

Bir çay bardağı veya yarım su bardağı kadar yoğurt veya yağsız süt

ÖĞLE:

2 kibrit kutusu kadar yağsız köfte veya ızgara tavuk göğsü veya et

Bir porsiyon sebze yemeği,

Yağsız bol salata

 2 yemek kaşığı kadar bulgur, yarma pilavı veya kabuklu pirinç pilavı

1 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

ARA (15:30-16:00)

Bir porsiyon meyve

Yarım su bardağı veya bir çay bardağı  kadar yağsız süt veya yoğurt

AKŞAM:

2 kibrit kutusu kadar et, tavuk göğüs eti veya yağsız köfte

Bir porsiyon sebze yemeği

Bol salata (yağsız)

1 kase yağsız çorba

1 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

GECE (22:30)

Bir su bardağı süt veya yoğurt

Bir porsiyon meyve

1600kcal.lik diyabetik diyet

SABAH:

Şekersiz ıhlamur, adaçayı, biberiye çayı, kekik çayı, su veya benzeri bir içecek (istediğiniz kadar)

Bir dilim yağsız peynir, veya 1 bardak yoğurt veya süt, veya 2 katı yumurta akı (sarısını tüketmemeniz yararlıdır)

Taze yağsız domates, salatalık, marul

Bir dilim tam buğday ekmeği

2-3 adet tuzsuz zeytin (yeşil zeytin tavsiye edilir)

ARA (10:00-11:00):

 1 porsiyon meyve,

Bir çay bardağı veya yarım su bardağı kadar yoğurt veya yağsız süt

ÖĞLE:

3 kibrit kutusu kadar yağsız köfte veya ızgara tavuk göğsü veya et

Bir porsiyon sebze yemeği,

Yağsız bol salata

 2 yemek kaşığı kadar bulgur, yarma pilavı veya kabuklu pirinç pilavı

2 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

ARA (15:30-16:00)

Bir porsiyon meyve

Yarım su bardağı veya bir çay bardağı  kadar yağsız süt veya yoğurt

AKŞAM:

3 kibrit kutusu kadar et, tavuk göğüs eti veya yağsız köfte

Bir porsiyon sebze yemeği

Bol salata (yağsız)

1 kase yağsız çorba

2 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

2-3 adet tuzsuz zeytin veya 3-4 fındık veya badem veya 1 ceviz içi

GECE (22:30)

Bir su bardağı süt veya yoğurt

Bir porsiyon meyve

1800 kcal.lik diyabetik diyet

       SABAH:

Şekersiz ıhlamur, adaçayı, biberiye çayı, kekik çayı, su veya benzeri bir içecek (istediğiniz kadar)

Bir dilim yağsız peynir, veya 1 bardak yoğurt veya süt, veya 2 katı yumurta akı (sarısını tüketmemeniz yararlıdır)

Taze yağsız domates, salatalık, marul

4-5 adet tuzsuz zeytin (yeşil tavsiye edilir)

Bir dilim tam buğday ekmeği

ARA (10:00-11:00):

 1 porsiyon meyve,

Bir bardak yoğurt veya yağsız süt

4-5 fındık veya 1 ceviz içi

ÖĞLE:

3 kibrit kutusu kadar yağsız köfte veya ızgara tavuk göğsü veya et

Bir porsiyon sebze yemeği,

Yağsız bol salata

 4 yemek kaşığı kadar bulgur, yarma pilavı veya kabuklu pirinç pilavı

2 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

ARA (15:30-16:00)

Bir porsiyon meyve,

Bir su bardağı  süt veya yoğurt

AKŞAM:

3 kibrit kutusu kadar et, tavuk göğüs eti veya yağsız köfte

Bir porsiyon sebze yemeği

Bol salata (yağsız)

1 kase yağsız çorba

2 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

GECE (22:30)

Bir su bardağı süt veya yoğurt

Bir porsiyon meyve

2000 kcal.lik diyabetik diyet

SABAH:

Şekersiz ıhlamur, adaçayı, biberiye çayı, kekik çayı, su veya benzeri bir içecek (istediğiniz kadar)

Bir dilim yağsız peynir, veya 1 bardak yoğurt veya süt, veya 2 katı yumurta akı (sarısını tüketmemeniz yararlıdır)

Taze yağsız domates, salatalık, marul

Beş – altı adet tuzsuz zeytin (yeşil zeytin  tavsiye edilir)

İki dilim tam buğday ekmeği

ARA (10:00-11:00):

 1,5  porsiyon meyve,

Bir  su bardağı kadar yoğurt veya yağsız süt

ÖĞLE:

4 kibrit kutusu kadar yağsız köfte veya ızgara tavuk göğsü veya et

Bir porsiyon sebze yemeği,

Yağsız bol salata

 2 yemek kaşığı kadar bulgur, yarma pilavı veya kabuklu pirinç pilavı

3 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

ARA (15:30-16:00)

Bir buçuk porsiyon meyve

Bir bardağı  kadar yağsız süt veya yoğurt

AKŞAM:

4 kibrit kutusu kadar et, tavuk göğüs eti veya yağsız köfte

Bir porsiyon sebze yemeği

Bol salata (yağsız)

1 kase yağsız çorba

3 dilim tam tahıl veya tam buğday ekmeği

GECE (22:30)

Bir su bardağı süt veya yoğurt

Bir porsiyon meyve

Tem 24

ALKOL, KALP VE TANSİYON 2011

Gönderen cemheper

ALKOL KULLANIMININ HİPERTANSİYONA VE KALP HASTALIKLARINA OLAN ETKİLERİ

Bu güne kadar yapılan araştırmalar, günde 30-40 gramı aşan
alkol tüketimi ile kan basıncı artışı arasında ciddi bir ilişki olduğunu
göstermekteler. Aşırı alkol tüketen hipertansiyonlularda günlük alkol alımının
erkeklerde 30 gramın, kadınlarda da 10-15 gramın altına düşürülmesi ile kan
basıncı değerlerinde  azalma sağlanabildiği
bildirilmektedir.  2001 yılında
yayınlanan  bir metanalize göre,
hipertansiyonluların alkol alımını kısıtlaması veya bırakması, koroner kalp
hastalığı riskini yüzde 6 oranında azaltırken, inme ve geçici felç riskini de
%15 azaltmaktadır.
Alkol kullanımı ile hipertansiyonun oluşumu  arasındaki mekanizma tam olarak açıklığı
kavuşmamakla birlikte,  kronik alkol
kullanımının; * renin-anjiyotensin-aldesteron (RAAS) sisteminde aktivasyona yol
açtığı, *adrenerjik sistemde deşarjlara yol açabildiği, * kortizol etkinliğinde
artışa yol açtığı, *glukoz toleransında değişikliklere, insülin etkisinde
azalmalara veya değişikliklere yol açarak vücut yağ dağılımı ile kan yağlarında
bozulmalara neden olabildiği, *kalp hızı değişkenliğinde azalmaya, *damar
duvarındaki düz kasların kasılmasında rol oynayan, hücre içi kalsiyum ve sodyum
konsantrasyonlarında değişimlerin gelişmesine ve bu yolla doğrudan damar
çaplarının daralmasına yol açabildiği, *alkolün damar için örtücü hücre
tabakası olan endoteli doğrudan etkileyerek nitrik oksit yapımını azaltması ve
damarın gevşeyebilme kapasitesinde azalma oluşturması gibi etkileri açık bir
şekilde ortaya konmuştur. 

Bira ve şarap gibi hafif alkollü ve polifenol içeren
içeceklerle yapılan bazı araştırmalarda, bunların hipertansiyon gelişimini
engelleyebilecekleri veya hipertansiyon oluşumunun engellenmesinde yararlı
olabileceklerine dair bazı sonuçlar da yayınlanmışsa da, kanımca daha iyi
düzenlenmiş ve doğrudan gözleme dayalı prospektif çalışmalar ile bu konunun net
bir şekilde ortaya konması gerekmektedir.

Tablo 1: Etanole bağlı
hipertansiyon gelişimindeki mekanizmalar:

Kalıtım

RAAS aktivasyonu

Anormal sempatetik uyarımlar

Artmış kortizon salımını

İnsülin direnci gelişimi

Glukoz toleransında değişiklikler

Kalp hızı değişkenliğinde azalma

Düz kas hücrelerinde Ca ve Na
transportunun bozulması

Endotelyal fonksiyonların bozulması

Alkol kullanan hipertansiyonların tedavisi:

Hastalar alkol alımını bırakabilirlerse, alkol alımını takip
eden haftalar içinde kan basıncı hızla normale doğru iniş göstermektedir. Bu
nedenle alkolü bırakan hipertansif hastaların tedavinin ilk ayında yakından
takip edilmesi ve kan basıncı değişimine göre ilaçlarında uygun azaltma ve
değişiklikleri zamanında yapmak gerekir. Bu arada yoksunluk hastalığına karşı
da gereken önlemlerin önceden planlanması ve gereğinde eş zamanlı olarak
uygulanması gerekir. Alkolik hastalarda kalp fonksiyon bozuklukları ve alkolik
dilate kardiyomiyopati sıklığı yüksek olduğu için tedaviye ACE inhibitörleri
ve/veya anjitensin reseptör blokerleri ve/veya beta blokerleri ile başlanması
sıklıkla tercih edilen bir yoldur. Alkolik olmayan hastalarda ise günlük alkol
alımının 10-20 gramın altına düşürülmesi, haftada ise toplam tüketimin erkeklerde
140 gramın, kadınlarda da 90 gramın altında tutulması önerilmektedir.

Alkol ve kardiyovasküler hastalık riski:

Yapılan yayınlara göre az miktarda alkol tüketimi ile kalp
hastalıklarına yakalanma ve koroner kalp hastalığından ölüm risklerinde bir
miktar azalma ortaya çıkmaktadır. Bu durum tüketilen alkol miktarı arttıkça
ters dönmektedir. Yine yayınlanan araştırmaların sonuçlarına göre, şarap ve
bira gibi içecekler az miktarda tüketildiğinde, likör grubu içeceklere göre
daha olumlu sonuçlara neden olur gibi görünmektedirler. Bu durumun altında, az
miktarda tüketilen alkolün; a) insülin direncinin iyileşmesi, b)HDL-kolesterolün
yükselmesi ve açlık trigliserid düzeyinin iyileşmesi ile  küçük yüksek dansiteli aterojenik LDL
partiküllerinin azalması, c) adinopektin, CRP ve adhezyon molekülleri üzerine
olan olası olumlu etkileri yatmaktadır.

Aşırı alkol tüketimi ise tartışmasız bir şekilde hem
hipertansiyon gelişimine yol açabilirken, hem de kalp yetmezliğine, karaciğer
hastalığına ve alkole bağlı olarak gelişen diğer hastalıklara neden olmaktadır.

Son söz olarak, alkolün ilaç olmadığını hatırlatmak
istiyorum. Alkol bağımlısı olmayan insanların ara sıra, az miktarda alacakları
alkolün sağlıkları açısından belirgin bir zararı görülmemekle birlikte, bir gün
içinde bir buçuk dubleden (üç dozdan) fazla alınan alkol zararlı bulunmaktadır.

Sürekli ve aşırı miktarda alkol tüketimi ise, hipertansiyon
ve kalp sağlığı açısından zararlı olup, kalp hastalığı ve felç gibi hastalıkların
yanı sıra zihinsel,ve sinirsel sorunlar ile ağır karaciğer hastalıklarına yol
açacağından son derece önemli bir sağlık sorunudur.    

Tem 5

ALKOL VE ŞEKER

Gönderen cemheper

ALKOL VE ŞEKER
Koroner kalp hastalığı gibi, şeker hastalığı da giderek yaygınlaşan bir sağlık sorunudur. Koroner kalp hastalarının yüzde 80’inden fazlasında şeker metabolizması ile ilgili değişik derecelerde bozukluklar bulunur. Üçte birinde ise tanısı konmuş, belirgin şeker hastalığı mevcuttur. Bu ilişki şeker bozukluklarının erken tanısının ve uygun tedavisinin önemini gösteren son derece değerli bir bulgudur.
Bir şeker hastasının alkol bağımlılığı olmasa bile, alkol kullandığında karşı karşıya olduğu sorunlar normal insanlardan farklıdır.
Alkol alındığı zaman midedeki kan damarlarından emilir ve karaciğere gider. Karaciğer alkolü temizlemeye çalışırken, vücudun ihtiyacı olan şeker ayarı ile ilgili görevlerini yapamaz hale gelir. Karaciğerden vücuda şeker salınması gerektiğinde, gerekli şekeri karaciğer kana geçiremez ise kan şekeri düşer. Bu durum bazen alkol alındıktan 36 saat sonra bile oluşabilir. Özellikle aç karına alkol alındığında bu tehlike daha da artar. Kan şekeriniz düştüğünde sinirlilik, titreme, yorgunluk, açlık, baş ağrısı, çarpıntı, bulantı, dikkat dağılması, bulanık görme gibi belirtiler ortaya çıkar. Hastanın yakınları da huzursuzluk, davranış bozukluğu, terleme ve cilt renginde solukluk gibi bulguların oluştuğunu fark edebilir. Bazen kan şekerinin düşmesi bayılma, koma veya kalp krizi gibi ciddi olaylara yol açabilir. Bu nedenle şeker hastalarının kan şekeri düşmesi belirtilerini çok iyi bilmeleri ve gerekli ilk yardım eğitimini almış olmaları gerekir.
Şeker hastalarına alkol almaları önerilmez.
Her şeye rağmen alkol alınıyorsa
Alkol alımı kan şekerinde düşmeye neden olabileceği için asla aç karına alkol alınmamalıdır. Yenilen yiyecek kan damarlarından emilen ve karaciğere ulaşan alkol miktarını azaltabilir. Karaciğere ulaşan alkol miktarı azalırsa, karaciğer bu alkolü parçalarken diğer görevlerini daha az aksatır. Ayrıca alkollü içki tercihinde likör, vermut, şampanya, rakı, cin, votka, viski gibi içkilerden kaçınılmalıdır. Şeker ve alkol oranları düşük olan bira veya kırmızı-beyaz şarap gibi içecekleri tercih etmek daha akılcıdır. Ancak bu içkilerin de miktarlarının olabildiğince azaltması ve içerken içlerine bir miktar su karıştırılması içenler için çok daha iyi olacaktır. (En iyisinin hiç alkol alınmaması olduğunu da bir daha hatırlatmakta yarar görüyorum.)
Diğer yan etkiler
Alkol, kullanılan bazı ilaçlar ile birlikte alındığında baş ağrısı, bulantı ve alerjik döküntü gibi yan etkiler yapabilir. Özellikle kan şekerini düşüren ilaçları kullananlarda yan etkiler daha sık ve daha ciddi olabilmektedir. Alkol kullandıktan sonra otomobil kullanılmamalıdır. Özellikle egzersiz öncesinde ve egzersiz sonrasında alkol alınmamalıdır. Çok ciddi şeker düşmesi ile ilgili sorunlar oluşabilir. Böyle durumlarda şeker düşmesi riskine karşı yanınızda hızlı emilen karbonhidrat tipi bir şeyler (şeker, kuru üzüm, meyve suyu, glukoz ) bulundurulmasında yarar vardır.
Özetle, hipoglisemi (şeker düşmesi) riskiniz varsa kesinlikle alkol kullanmayınız.

Haz 28

SPORCULARDA EKG

Gönderen cemheper

EKG’Lİ MUAYENE GENÇ SPORCU ÖLÜMLERİNİ AZALTIYOR!

            Avrupa
Kardiyoloji Derneği tarafından yayınlanan, sporculardaki ani ölüm riskinin
azaltılmasına yönelik  raporun en can
alıcı noktalarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

            Spor yapmak ölüm tehlikesini
arttırmak bir yana, sağlık için son derece yararlıdır. Bu nedenle  teşvik edilmesi gerekir.  Fakat, özellikle lise ve üniversite
çağlarındaki zorlayıcı sporları yapan sporcularda, belirtisiz ve o ana kadar
bilinmeyen kalp hastalıklarına bağlı ani ölüm riskinin, sporcu olmayanlara göre
en az iki buçuk kat daha yüksek olduğu bildiriliyor.

            Amerika Birleşik Devletlerinde, ani
kardiyolojik ölüm görülen genç sporcularda en sık  hipertrofik kardiyomiyopati ve doğumsal
koroner damar anormallikleri’nin olduğu bildiriliyor. Buradaki sporcu ani
ölümlerinin yüzde 40’ından fazlasının hipertrofik kardiyomiyopati adı verilen
kalp kası hastalığından oluştuğu özellikle vurgulanıyor.

            Padova da yapılan bir araştırmada da
1979-1996 yılları arasında incelenen 33 735 genç sporcudan 1058’inde spor
yapmalarını engelleyici bir hastalık saptandığı, bunların da 621’inin
kardiyolojik olduğu bildiriliyor. Bir başka hesapla, genç sporcuların yaklaşık
yüzde 1.8’inde kardiyolojik bir sorun nedeni ile spor yapılması sakıncalı
bulunuyor. Buradan gelen bilgilere göre en sık görülen kardiyolojik sorunlar
sırasıyla şunlar: 1-Ritm ve iletim bozuklukları (kalp çalışmasındaki
bozukluklar) (%38.3), 2-Hipertansiyon 
(%27), 3-Aritmilere veya mitral yetmezliğine neden olan mitral kapak
prolapsusu da dahil olmak üzere kalp kapağı hastalıkları (% 21.4),
4-Hipertrofik kardiyomiyopati (%3.6)… Çok daha az olmak üzere dilate
kardiyomiyopati, doğumsal ve romatizmal kalp hastalıkları ve perikarditler
görülüyor.

             Avrupa Kardiyoloji Derneği, yukarıdaki
hastalıklara ek olarak 1992 öncesi tanı kriterleri pek bilinmeyen aritmojenik
sağ ventrikül kardiyomiyopatisinin de önemine dikkat çekiyor. Bu hastalıkların
spocularda görülen acı olaylara neden olmaması için en azından şu önlemlerin
alınmasını tavsiye ediyor:

            1-Bütün sporcu adaylarının
soylarındaki tıbbi özellikler ayrıntılı olarak sorgulanmalı ve özellikle
akrabalarındaki 65 yaş öncesi ölümlerin nedenleri öğrenilmelidir. Ani ölümler
veya kalp hastalıklarına bağlı ölümler varsa dikkate alınmalıdır. Marfan
sendromu, kardiyomiyopatiler ve ritm bozuklukları olan akrabaların varlığı
araştırılmalıdır.

            2-Sporcu adaylarının göğüs
ağrılarının, nefes darlıklarının, aşırı veya beklenmedik yorgunluklarının,
düzensiz kalp atışlarının, göz kararması 
veya bayılacak gibi olma yakınmalarının veya geçici şuur kayıplarının
olup olmadığı sorgulanmalıdır.

            3-Bedensel muayeneler tam ve
eksiksiz olmalı; kalbin dinlenmesi, tansiyonun ölçülmesi gibi incelemelerin
yanı sıra, kas ve kemik sistemi ile birlikte göz incelemelerinin de
yapılmasının kalp sağlığı açısından taşıdığı önem vurgulanıyor.

            4-EKG çekimi ve yorumlanması,
yapılması gereken en önemli laboratuar incelemesi olarak vurgulanıyor.

            Aile hikayesinde, kendi
şikayetlerinde, bedensel incelemesinde veya EKG’sinde sorun görülen sporcu
adaylarının kardiyoloji uzmanlarınca ileri tetkiki ve tam teşhislerinin  (gereğine göre EKO, Stress test, Holter, MRI,
anjiyo/endomiyokardiyal biyopsi, EPS, vd yöntemlerin uygulanması ile) konması
öneriliyor.

            Sağlık ve esenlikler dileyerek…

            Dr Cem Heper  

Nis 12

ATRİYAL FİBRİLASYON 2012

Gönderen cemheper

 ATRİYAL FİBRİLASYON

            Toplumun yüzde 1 veya 2, yaşlı popülasyonun ise yüzde 5 ile 10’unu atriyal fibrilasyon sorunu ile birlikte yaşamını sürdürmek zorunda kalmaktadır. Bu gün için Avrupa Birliğinde 6 milyon insanın atriyal fibrilasyonu varken gelecek 50 yıl içinde bu sayının en az ikibuçuk kat artacağı beklenmektedir. 80 yaş üzerindekilerin yüzde 10’unu etkileyen atriyal fibrilasyonun sıklığı, 85 yaş üzerinde yüzde 15’in üzerine çıkabilmektedir. Yazının devamı için tıklayınız. »

Ara 2

 KARDİYOVASKÜLER-BT VE  MR GÖRÜNTÜLEME

            2005 yılının Ağustos ayındaki TİME dergilerinden birinin kapağında yer aldıktan sonra, günlük gazetelerimizin ve televizyon kanallarının sık sık gündeme getirdiği bilgisayarlı kalp tomografisi hakkında neler biliyoruz?

            Kaç çeşit bilgisayarlı kalp tomografisi cihazı var? Yazının devamı için tıklayınız. »

Kas 22

Pulmoner Hipertansiyon

Gönderen cemheper

SAĞ KALP KAYNAKLI AKCİĞER ATARDAMARLARINDA KAN BASINCININ YÜKSELMESİ

Hepimizin bildiği gibi, kalbimiz dört odacıktan oluşan ve emme basma pompalar gibi çalışan bir organdır. Bu organın sağ tarafındaki boşluklara;  sağ kulakçık ( sağ atriyum) ve sağ karıncık ( sağ ventrikül) adı verilir. Bunların görevi vücudun toplar damarlarından gelen oksijeni kullanılmış ve karbondioksidi artmış kanı emip, akciğer ana atardamarı (pulmoner arter) yoluyla  akciğerlere pompalamaktır. Kalbin sol tarafında yer alan sol kulakçık ve sol karıncığın da görevleri, akciğerlerden gelen oksijeni artmış ve karbondioksidi azalmış kanı emerek, aorta adlı ana atar damar yoluyla vücudumuzun her yerine pompalamaktır.

Akciğerlerimizde bulunan damarlarda, özellikle kılcal damarlarda veya ince atardamarlarda yapısal bozukluklar oluşur, darlık, tıkanıklık ve azalmalar ortaya çıkarsa, sağ kalpten akciğere doğru pompalanan kanın bunlardan geçmesi için gereken iş yükü ve kan basıncı artmaya başlar. Burada oluşan bozukluklar arttıkça akciğer atardamar kan basıncı da artar ve bu duruma pulmoner hipertansiyon adı verilir. Bu durumun sürmesi zaman içinde sağ kalp boşluklarının kaslarında kalınlaşmaya ve boşlukların boyutlarında artışa neden olur. İlerleyen zaman içinde sağ kalp boşluklarının yapısı ileri derecede bozulur ve pompalanan kan miktarında azalma ve toplar damarların içindeki kan basıncında artış ve kan akımının yavaşlaması görülmeye başlar. Akciğerlerden sol kalp boşluklarına gelen oksijenden zenginleşmiş kan miktarında azalma meydana gelir. Bu duruma sağ kalp yetmezliği adı verilir. Zaman içinde giderek hem kalbin organlarımıza pompalayabildiği kan miktarı azalır, hem de pompaladığı kanın içindeki oksijen miktarı azalır.

Sinsi bir hastalık olan pulmoner hipertansiyonun başlangıç belirtileri çoğunlukla siliktir. Yazının devamı için tıklayınız. »

Kas 11

Sigara ve tütün (5)

Gönderen cemheper

NİKOTİN BAĞIMLILIĞINDA TEDAVİNİN YARARLARI

            Sigaranın başlandığı gibi kolay bırakılamadığını hepimiz biliyoruz. Fakat sigaranın bırakılması sağlık, mutluluk ve sigara ile kaybedilmiş prestijin yeniden kazanılması için son derece gereklidir.

Sigara ve nikotin bağımlılığından kurtulmak mümkündür. Sigara bağımlılarının  bir çoğu,  birden fazla bırakma denemesinden sonra başarılı oluyor. İlk denemelerinizde başarısız olmuşsanız, yapacağınız yeni bir deneme ile bu kez sigarayı bırakabilirsiniz. Sağlığınız ve geleceğiniz için yapabileceğiniz en iyi şeyin sigarasız yaşamak olduğunu bilmeniz, sizi  eninde sonunda bu bağımlılıktan kurtaracaktır. Gerekli olduğuna inanıyorsanız tıbbi tedavi yollarına da baş vurabilirsiniz.

35 yaşından önce sigarayı bırakırsanız, sigara içmeye devam edenlere göre, sigaranın zararlarından yüzde 90 oranında kurtulabiliyorsunuz. 50 yaşından önce bırakırsanız gelecek 15 yıl içindeki ölüm ihtimalinizi en az yüzde 50 azaltabiliyorsunuz.

 Sigarayı bıraktığınız andan itibaren kalp hızınız normale dönüyor, 12 saat sonra kandaki karbonmonoksit adlı zehir düzeyi normale düşüyor. 2.haftadan sonra akciğerlerin sağlığı düzelmeye başlıyor. Ve 3 ay sonraya kadar akciğerlerdeki düzelme belirgin bir şekilde devam ediyor. Bir yıl içinde solunum yolu hastalığı riski ve kalp hastalığı riski sürekli olarak azalıyor. Bir yıldan sonra kalp krizi riski yarı yarıya azalmış oluyor. Sigarayı bıraktıktan 15 yıl sonra felç riskiniz hiç içmemiş olanlarla eşit hale geliyor.

SİGARA BAĞIMLILIĞINDAKİ TEDAVİ YOLLARI

Davranış tedavisi ile desteklenen ilaçlı sigara bağımlılığı tedavileri, davranış tedavisi yapılmayanlara göre en az 2 kat daha fazla başarılı olmaktadır. İlaçla yapılan tedaviler nikotin içeren tedavi metodları ve nikotin içermeyen tedavi yolları olarak iki ana başlıkta toplanabilmektedir. Bu yöntemler, hastaların bağımlılık düzeylerine göre, ayrı ayrı veya bir çoğu birden aynı anda uygulanabilir.

  NİKOTİN TEDAVİSİ

Nikotin flasterleri, nikotin cikletleri, nikotin tabletlerinikotin spreyleri veya elektronik sigara adı da verilen nikotin soluma cihazları ile uygulanabilir.

Nikotin tedavilerinde amaç, kişinin bağımlı olduğu nikotin düzeyini tütün dışında bir yolla azaltarak, bağımlılığı bitirmektir. Nikotin tedavisi altındaki kişilerin tütün kullanımını tamamen kesmesi çok önemlidir. Hem tütün kullanmak, hem de bu ilaçları kullanmak istenen sonucu vermek bir yana, bağımlılığın daha da artmasına yol açabilmektedir. Bu ürünlerle yapılan tedaviler genellikle 3 ay içinde sonlandırılırlar. Önerilen maksimum tedavi süreleri genel olarak 6 ayı aşmamaktadır. 6 ay aşılıyorsa yeni bir tür nikotin bağımlılığı ile karşı karşıya olunabileceği anlaşılır ve tedavinin tekrar gözden geçirilmesi uygun olur.

Kas 10

Sigara ve tütün (4)

Gönderen cemheper

SİGARA VE TÜTÜN ÜRÜNLERİ HANGİ SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇIYOR?

            Sigara insanların görünümünü bozarak çirkinleşmelerine ve kötü kokmalarına yol açar. Ciltte kuruma ve sivilcelenme eğiliminde artışının yanı sıra, zaman içinde sağlıksız bir cilt rengi oluşumuna neden olabilir. Dişlerde sararma, parmaklarda sararma ve tırnakların görünümünde bozulma oluşabilir. Sigara içen insanlar kötü kokar.

Sigara içenlerin tat ve koku duyularında bozulma olur. Bu nedenle sigara içmeyenlerin zevk aldığı bir çok şeyin farkına varamazlar. Yemeklerdeki lezzetleri yeteri kadar alamazlar, güzel kokuların farkına varamazlar. Yaşamdaki bir çok güzelliği bu nedenle ıskalarlar.

Eski yıllarda, İngilterede sigara içilen Publarda yapılmış bir bilimsel araştırma, sigara içmeyen fakat duman altı olan garsonlarda da, içenlerle eşit derecede tehlike olduğunu ortaya koymuştur. Benzer tipteki diğer araştırmaların da gösterdiği gibi, duman altı olmak bile sağlık açısından son derece tehlikelidir.

Sigara içmek erken kalp krizi ve kalp kaynaklı  ölüm riskini en az 2 kat arttırmaktadır. Ne kadar fazla sigara içilirse risk o kadar artmaktadır. Günlük sigara miktarı 25 adedi geçtiğinde ise kalp krizi ve felç riski en az 5 kat artmaktadır.  

Akciğer ve gırtlak kanseri olanların çoğu tütün dumanı nedeni ile kanser olmaktadır. Ayrıca akciğerlerdeki hava keseciklerinin patlaması ve iş yapamaz hale gelmesi ile oluşan amfizem hastalığının yanı sıra  kronik bronşitin de, en sık görülen sebebi sigara bağımlılığıdır.

Yemek borusu, ağız, mesane, karaciğer, böbrek,rahim ağzı, mide, kalın bağırsak kanserleri ile bazı lösemilerde sigara bağımlılığının ana etkenlerden biri olduğu bildirilmektedir.

Gebelikte sigara içmenin sakıncaları artık son derece iyi  bilinmektedir. Gebeyken sigara içen annelerin çocuklarında zamansız doğumlar, gelişme gerilikleri ve yeni doğan döneminde akciğer fonksiyon bozuklukları sık görülmektedir. Sigara içen kadınlar daha fazla düşük yapma riski taşımaktadır.

İktidarsızlık ve kısırlık sigara içen erkeklerde hem daha sık, hem de çok daha genç yaşlarda görülmektedir.

Sigara özellikle solunum yollarının enfeksiyonlarına karşı olan bağışıklık sistemimizi bozar. Bu nedenle sigara içenlerde sinüzit, grip, soğuk algınlıkları ve bronşit gibi solunum yolu hastalıklarına olan eğilim artar.

SİGARA BAĞIMLILIĞI İÇİN DOKTORLAR NE ÖNERİYOR?

 Sigara sorununuzun olmamasını istiyorsanız, sigarayı hiç içmeyin. Sigara içenlerin bağımlılık sorunu yaşayan insanlar olduğunu hatırlayın. Bağımlıların çoğunun bir seferlik denemelerin kurbanı olduğunu ve artık kendilerini sigara konusunda kontrol edemediklerini unutmayın.

Eğer sigara içiyorsanız, sağlığınız ciddi tehlike altında demektir. Sağlık sorununun yanı sıra son yıllardaki gelişmeler ile prestijiniz de oldukça bozulmuş durumda… Bunu engellemek için sigarayı bırakmayı deneyin.

Sigarayı bırakmak çok iyi bir iştir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Sigarayı bırakmanız, cebinizdeki paranızı, sağlığınızı ve gelecekteki mutluluğunuzu kurtarmanızı sağlar.

Eğer sigarayı bırakmayı denediğiniz halde başaramyorsanız veya isteyip te bırakacak gücü bulamıyorsanız, konuyu doktorunuzla görüşünüz. Gerekirse doktorunuz tarafından bu alanda uzmanlaşmış meslektaşlarımıza yönlendirilebilirsiniz.

Siz karar verdiyseniz yardımlı veya yardımsız bu konuda başarılı olacağınızı biliyoruz.

Unutmayın milyonlarca insan sigarayı bırakabildi! Siz de başarabilirsiniz.

Kas 10

Sigara ve tütün (3)

Gönderen cemheper

SİGARA BAĞIMLILIĞI RİSKİ NASIL ARTIYOR?

            Sigara veya başka bir tütün ürünü deneyen veya içen herkes bağımlılık riski altındadır. 

Yapılan araştırmalara göre sigaraya başlama yaşı düştükçe ağır bağımlılık riski artmaktadır. Ve yine yapılan araştırmalara göre sigara bağımlılarının yüzde doksanı sigaraya 21 yaşından önce başlamaktadır. Çoğu da ilk sigarayı 18 yaşından önce içmektedir.

Son yıllarda sigaraya başlama çağının gittikçe daha küçük yaşlara doğru kayması kaygıları arttırmaktadır. Üstelik son yıllarda sigara içmenin başka maddelere olan bağımlılıklara da zemin hazırladığı anlaşılmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan araştırmalara göre, özellikle,  çocukluk ve ergenlik döneminde sigaraya başlayanlar arasında, alkol ve diğer uyuşturucuları kullanımı eğiliminin daha fazla olduğu bildirilmiştir.

Sigara bağımlılığı riskini arttıran etkenlerin başında öğretmenlerin, annelerin ve babaların sigara bağımlısı olması geliyor. Ayrıca sinema sanatçıları veya politik önderlerin sigara içmesi veya popüler televizyon dizilerinin kahramanlarının sigara bağımlısı olması da çocuklardaki bağımlılık riskini arttırıyor.

Anne veya babası sigara içen çocuklarda bağımlılık riski en az 2 kat daha fazla iken, sigara içen arkadaşlar da sigaraya başlama riskini oldukça artırıyor. Spor ve sinema reklamları da çocuklarda yanlış özdeşleşmelere yol açarak bağımlılığın oluşmasında önemli etkiler yapıyor.

NEDEN BAĞIMLILIK  OLUŞUYOR VE NASIL YAYGINLAŞIYOR?

            Tütün dumanı arsenik ve siyanid gibi son derece kuvvetli zehirler de dahil olmak üzere yaklaşık 4 bin çeşit zararlı maddeyi içeriyor. Bunların en az 60 ‘ının da  kanser yapıcı etkisi kanıtlanmış durumda…

            Nikotin ise sigara dumanı içinde bulunan zehirlerden sadece biridir. Tütün ve sigara bağımlılığını yapan esas etkendir!  Nikotin, tıpkı  kokain adlı uyuşturucu madde gibi, bir cins beyin zehiri olup, beyinde kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan  dopamin adlı bir maddeyi arttırır. Dopamin artışlarının ön planda olduğu beyinsel etkiler sigara ve tütün bağımlılığının oluşmasını sağlar. Kısa süre içinde beyin daha yüksek düzeydeki dopamin düzeylerine bağımlı olur. Ve kullanım süresi uzadıkça ve sıklığı arttıkça sigara bağımlılığı da ciddileşir.

            Sigara bağımlılığının oluşmasında bedensel etkenlerin yanı sıra psikolojik etkenlerde rol oynamaktadır. Sosyal yaşam ve bu yaşam içinde oluşmuş davranış bozuklukları da bağımlılığın yayılmasında ve ağırlaşmasında son derece önemli bir etkendir.  Örneğin günün belli zamanlarında veya belli durumlarda sigara yakma davranışı bağımlılığın oluşması kadar, ağırlaşmasında da etkili olmaktadır. Bunların en tipik örnekleri gelenekselleşmiş gibi olan; kahvehanelerde kıraate başlarken sigara ikram edilmesi veya yakılması, yemeklerden sonra sigara yakılması, toplu ibadetlerden önce veya sonra sigara içilmesi ve ikram edilmesi,  askeri eğitimler sırasında verilen molalarda veya önemli iş toplantılarında veya misafirliklerde sigara ikram edilmesi, ve ciddi sıkıntıların veya üzüntülerin olduğu durumlarda sigara içilmesi gibi durumlardır. Bunlar ve benzeri davranışlar sigara içme sıklığını arttırarak, hem bağımlılığın kolayca yayılmasını, hem de hızla ağırlaşmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda da sigara bağımlılığının algılanışını hastalık olmaktan çıkararak, genel anlamda  kabul gören bir keyif tutkunluğu haline getirmektedir. Sigara içmemek bir enayilik veya görgüsüzlük gibi bir durum haline gelmektedir.

            Sonuç olarak, ülkemizde 17 milyondan fazla sigara bağımlısı olduğunu  ve sigaraya bağlı hastalıklarda inanılmaz bir  artış olduğunu biliyor musunuz? Üstelik bu hastalıkların sadece onları değil,  yanında sigara içtikleri çocuklarını ve yanlarında  duman altı olan herkesi etkilediğini biliyor musunuz?